Ülkücü Hareketin İslamlaşma Süreci olarak adlandırdığım ve yaklaşık 1200 yıllık tartışmalara konu olmuş sürecin hep pozitifi yönde geliştiği söylenemez. Bu sürecin yaşadığı süreçlerde bazen kırıcı tartışmalar yaşanmış; birbirlerinin dostu, ülküdaşı olan insanlar hayatlarının bir safhasında, dinî tarzlarından kaynaklanan farklılıkları hazmedemeyip birbirlerine ağır suçlamalar yöneltebilmişlerdir. Artık ahirete intikal ederek hesap defteri kapanmış isimlerin bu konudaki polemiklerini güncelleme nezaketsizliğini sergilemek istemediğim için bu tartışmaların günümüzde yaşanan örneklerini, anonim örnekleri gözönüne alarak yansıtmak istiyorum.
- S. Ahmed Arvasî ve Türk-İslâm Ülküsü -
Ülkücü hareketin İslâmîleşmesi sürecinde, Necip Fazıl’ın şeyhi olarak bilinen S. Abdülhakîm Arvasî’nin akrabalarından olan S. Ahmed Arvasî (1934-1988) çok önemli bir rol oynamıştır. Eğitim Enstitüleri’nde yıllarca öğretim üyeliği yaparak yüzlerce öğrenci yetiştiren ve mesajlarını, öğretmen olarak yurdun her tarafına dağılan öğrencileriyle en ücra köşelere kadar ulaştıran Arvasî, ilk baskısı 1967 yılında yapılan “Kendini Arayan İnsan” gibi felsefi kitapları ve determinizm, hürriyet, hayat, akıl, bilgi, zekâ, zaman, mekân, varlık, yokluk, oluş gibi felsefî meselelerde orijinal görüşleri olan seçkin bir aydındır. Yazı ve kitablarıyla felsefenin ülkücülerin ilgi alanına az-çok girmesini sağlamış ve henüz 30’lu yaşlarının başında, 1965’de kaleme aldığı “İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri” adlı çalışma gelecekteki eserlerinin habercisidir.
Sıcak gündem bambaşka mecralarda seyrederken, kökü 100 yıl öncesine kadar giden teorik meseleler üzerinde düşünmek ve bu konuda kalem oynatmak pek ‘heyecanlı’ bir uğraş sayılmaz. Ancak, başladığım bir konuyu yarıda bırakmak gibi bir âdetim olmadığı için, gündemi izlemekle yetinerek Türk/İslâm Ülküsü’ne giden yolun duraklarında gezinmeye -ve okurları gezindirmeğe- devam edeceğim.
Bu yazı serisine devam ederken haberdâr olduğum iki konu, entellektüel bir yaklaşım ile bakıldığında aslında ne kadar verimli bir alan ile karşı karşıya olunduğunun kanıtı oldu. Yüzyıl öncesinin Türkçü/İslâmcı “İslâm mecmuası” ile Namık Kemal’in “Türkçe’nin fethedici gücü” hakkındaki tesbitleri üzerine oturulup bir tez yazılsa yeridir.
- Öncü İsimler, Geliştirilen Tezler, Süregelen Etkiler -
Ülkücü hareketin İslâmî eğilimlerinin köklerini incelediğimizde, Türk fikir hayatının -en azından- son yüzyıllık sürecini ele almak gerekecektir. Bunun ise değil bir makale, kitab boyutunda ele alınsa bile, noksan kalması kaçınılmazdır. Nitekim, önceki yazımda yaptığım -ve çoğunluğuna katılmadığımı ifade ettiğim- alıntılara eklediğim birer cümle1ik muhalefet şerhlerimi biraz olsun açsam, sadece o yazının bir kitapçık boyutunu bulması kaçınılmazdı. İşte bu sınırlamalar nedeniyle, Türk-İslâm Ülküsü’nün Teorik Temelleri başlığını koyduğum bu yazımda da bir özetleme yapmak zorundayım. Bu özetlemeyi yapılırrken konu, İslâm, Türklük ve ülkücü gelenek açısından önem taşıyan bazı isimler çerçevesinde ele alınacaktır.
Alparslan Türkeş’in, kavga devrindeki etkili salon konuşmalarını süsleyen bu cümlenin ilk bölümü, bundan 40 yıl kadar önce binlerce genci bir anda coşturmaya yetiyordu. Salona sığmayan Ülkücü yüzbinler de Türk milletinin en önemli kutsallarından biri olan Türk bayrağına benzetilmekten memnundu, gururluydu. Cümlenin ikinci bölümü ise uyarı amaçlıydı ve Başbuğ, bu lekesiz Bozkurtlarına bayrak gibi istikrarla dalgalanmayı, hep yükseklerde kalmayı telkin ediyordu.
Ülkücüler, o günden bugüne asimetrik bir psikolojik savaşın mağdur tarafı oldular. Çünkü bu savaş, Ülkücülerin en zayıf oldukları alanlarda, en acemisi oldukları silahlarla yürütülmüştü. Bu alan, basın yayın ve medya alanı, silahlar ise kalem, kağıt, klavye ve ekrandı.
Aldım kabul ettim.
Bir nişân-ı zişân gibi astım boynuma…
Evet ben Cenab-ı Allah’a şükürler olsun ki Türk-İslâm Ülkücüsüyüm…
Evet, İslâm benim için salt “milletimin dini mesabesinde” değildir”; hayat nizâamıdır, dünyayı algılama ve yorulama biçimimdir. Bunları yaparken Müslüman bir Türk gibi yapabilmem için önemli bir referans ve bir kimliktir. Sosyal bir kimliktir, entelektüel bir kimliktir, siyâsî bir kimliktir, manevî bir kimliktir. İnsanlığın da geleceği için kaygılanırken, düşünürken aynı kimlikle ve referanslarla düşünürüm, kaygılanırım.
Her ülkücünün şikayet ettiği bir olumsuzluk var şu an camiamızda: “okumuyoruz.” Evet, hepimizin ortak şikayeti bu durum. Büyük olumsuzluk olarak algılıyor, her ülkü tefekküründe dava arkadaşlarımızla paylaşıyoruz bu düşüncemizi. Hepimiz gazetelerimizin, ocak dergimizin okunmamasından şikayetçi; yazarlarımızın maddi çaresizliğinden dem vurmakta.
Buraya kadar vaziyet her ülkücünün ağzından aşağı yukarı bu şekilde. Fakat bir sorun var; bu tesbiti yapan hemen hemen her ülkücü o okumayanlar arasında… Yani okumayan ülkücülerden şikayetçi ama en başta kendisi bu fiili yerine getirmemekte.
Bizim ülkücü camianın duygusallığını bilmeyen yoktur. Öfkeyi duygusal yaşarız, acıyı duygusal, coşkuyu duygusal. Aşırı duygu yoğunluğu genetiklerimize kadar işledi desek mübalağa etmiş olmayız yanılmıyosam. En yaygın sloganımızdan, en kapsamlı akademisyenlerimizin makalelerine kadar sinmedi yer yok bu duygusal yoğunluğun.
Fikirler akıl ve duygu ortak hareket eden yapılardır. İkisi birbirinin tamamlayıcısıdır. Bazen yarı yarıya, bazen isse biri diğerine göre daha fazladır oran bakımından. Ancak her ne şekilde olursa olsun azami oran bellidir ve aşılması halinde fikirsel bir duraksama, gerileme baş gösterebilir.
Türk Milliyetçilerinin Hafızasını Güncellemek Gerek !..
- Yol da Belli, Durakları da; Yolcuları, Yolbaşçıları da… -
Hayati BİCE
Güncel gelişmelerin yol açtığı bir sonuç olarak Türk milliyetçilerinin yer yer umutsuzluk girdabına kapıldığı bir dönemde, ülkücülere umutsuzluğu yasaklayan “Ülkücüye Umutsuzluk Yok: Mazimiz Geleceğimizdir !..” başlıklı yazımı [1] bana yazdıran etken olan Türkiye Milliyetçiler Birliği’nin
“…Sanatın bir yeniden-üretim olmasında, ideolojinin hem olumlu hem de olumsuz belirlenimleri olacaktır. Benim vurgulamak istediğim, sanatsal üretimin, salt ideolojinin belirlenimlerine indirgenemeyeceği.” [1]
Hilmi Yavuz
Social Widgets powered by AB-WebLog.com.