Türk Milliyetçilerinin Hafızasını Güncellemek Gerek !..
- Yol da Belli, Durakları da; Yolcuları, Yolbaşçıları da… -
Hayati BİCE
Güncel gelişmelerin yol açtığı bir sonuç olarak Türk milliyetçilerinin yer yer umutsuzluk girdabına kapıldığı bir dönemde, ülkücülere umutsuzluğu yasaklayan “Ülkücüye Umutsuzluk Yok: Mazimiz Geleceğimizdir !..” başlıklı yazımı [1] bana yazdıran etken olan Türkiye Milliyetçiler Birliği’nin
“…Sanatın bir yeniden-üretim olmasında, ideolojinin hem olumlu hem de olumsuz belirlenimleri olacaktır. Benim vurgulamak istediğim, sanatsal üretimin, salt ideolojinin belirlenimlerine indirgenemeyeceği.” [1]
Hilmi Yavuz
Ülkücülük Algısının Beslendiği Etkenler Üzerine Düşünceler
Ülkü ocakları Türkiye’nin en köklü sivil toplum örgütlerinden biridir. Aynı zamanda üye sayısı bakımından da küçümsenemeyecek bir orana sahiptir. Ülkücü düşüncenin toplumsallaşmasında ve etkin bir hale gelmesinde her dönem belirleyici bir işleve sahip olmuştur. 1970′li yıllarda Ocağın belirgin özelliği güçlü bir dayanışma merkezi haline gelmesi ve ülkücülerin eğitimlerinin sağlandığı bir mektep olmasıdır. Seveni kadar sevmeyeni de vardır.
İnsanoğlu, toplumsal hayata geçişinden önce ilkel bir hayat sürüyor ve yaşayabilmek için bir başkasının varlığına son verebilecek kadar hayvanileşebiliyordu. Toplumlarda huzur ve sükûnun sağlanması, insanın insanla ve insanın toplumla ilişkilerinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için bir takım kurallar kabul edildi. İşbirliği ve iş bölümü ile de toplumun ihtiyaçları organize edilerek birlikte yaşama, sistemli hale geldi.
İş bölümünde yaşanan bir takım zaaflar nedeniyle de, doğal olarak toplumların huzurunun bozulduğu dönemler yaşandı ve bugün de yaşanmaktadır. Toplumların organize gücünü ve yüzünü ifade eden sivil toplum yapılanmasının sağlıklı gerçekleştirilebilmesi, toplumun sorunlarının çözümünde ciddi katkılar sağlayabilmektedir. Toplumun sivil yüzünü ifade eden kuruluşların bizleri en çok
Milliyetçilik her şeyden önce bir duygu ve fikirdir. İnsanların içinde, gönlünde ortaya çıkar; daha sonra düşünme ve araştırma yoluyla duygu olmayı aşarak fikir haline gelir. Fikir haline geldiği ölçüde sistemleşir, ayakları yere basar duruma gelir.
Ancak milliyetçiliğin fikir olma durumunu da aşan bir aşaması daha vardır ki bunu milliyetçiliğin hayat tarzı olması şeklinde açıklayabiliriz. Bu milliyetçilik diğer ikisini (duygu ve fikir) içerisine almakla beraber, onların ilerisinde ve üstündedir. Çünkü bu, milliyetçiliğin aksiyon haline gelmesi demektir. Milliyetçiliğin aksiyon haline gelmesi ise anlık heyecanları aşması; kitaplardan, kapalı mekanlarda belli kişiler arasında toplantılardan çıkıp hayatın her alanına ve anına yayılması anlamına gelir. Üstelik bu
Ülkücülük; yaşa göre değişmeyen, 15’inde de, 35’inde de, 75’inde de insanı saran, kucaklayan, ruhu ve bedeni süsleyen bir idealdir. Ülküdaşlık hukuku da bu idealin mensupları arasındaki ilişkileri düzenleyen beşeri kurallar manzumesidir. Ülküdaşlık hukuku, geniş ve vasi bir kavramdır. İnsani ve sosyal değerlerin hepsini içine alır. Ülküdaşlık hukuku kadirşinaslık, diğergâmlık, hoşgörü, yardımseverlik, tevazu, dürüstlük, doğruluk gibi insan davranışlarına şekil veren yüksek ahlak özelliklerini bir araya getirir.
Bize öğretilen ülküdaşlık hukuku, yoldaşını hiçbir şart altında yalnız bırakmamaktı. Hata yaptığı zaman ona düşman kesilmemekti. Edepsizliğe edepsizlikle cevap vermemekti. Yani ülkücülük sevgiydi, merhametti, rahmetti.
Aksakal’lar, akil adamlar, ülkü devlerimiz… haydi iş başına! Bu başıbozukluğa bir son verin. Göbeğimizi kendimiz keselim. Haddim olmayarak, sizleri göreve çağırıyor, ellerinizden öpüyorumSağdan soldan gelen feryatlara, isyan çağrılarına kayıtsız kalmak, rahatsız olmamak mümkün değil.
Konunun muhataplarının da içlerine kapanıp ketum davranmaları, çözümü daha da zorlaştırıyor. İsyankârların isyan ateşine odun taşıyor.
Bu makalede içinde bulunduğumuz sarmaldan çıkış yoları ile ilgili alınması gereken bazı tedbirler hususunda görüşlerimi ifade edeceğim.
Umarım ifade etmeye çalıştığımız görüşler teşkilatın tüm katmanlarında neler yapılması gerekliliği konusundaki arama sohbetlerine/toplantılarına bir nebze katkı yapar.
Öncelikle ifade etmek gerekir ki Türk Milliyetçiliğinin siyasal hareketi olan MHP’nin siyaset üretme üslubu tahlil edilirken/eleştirilirken diğer siyasal hareketlerin geliştirmiş olduğu bazı politik üslup ve tavırlar en son referans kaynakları olmalı ve hatta mümkün ise tali hususları kapsar nitelikte örnekleme seviyesini aşmamalıdır.
Seçimden sonra her yer toz duman olmuş bizde. Herkeste değişim, herkeste taze kan söylemleri. Tabiki bu söylemlerin kendi içinde haklı ve tutarlı yanları vardır. Çünkü haklı veya haksız eleştiri bir yanlıştan doğar. Bu yüzden her eleştiri kaale alınmasada dinlenmelidir diye düşünüyoruz. Hele ki şöyle bir ortamda.
Ülkücü harekeketin bu ideolojik eleştiri sürecinde bazısı doğrudan genel başkanı istemez, bazısı yeni divan der. Biz bu tartışmalara şimdilik girmeyeceğiz ama kendi şahsımızda heybemiz doludur. Bizim işaret edeceğimiz yer farklıdır. Ülkücü ocakları niye boş bırakıyor?
Necip Fazıl Kısakürek’i andık.
26 Mayıs’ta doğdu, 25 Mayıs’ta öldü.
Ölüm ve Doğum yıldönümü bir gün arayla olduğundan hangisinde analım tartışması da olmadı.
Üstadı lise öğrencilik yıllarımda okudum. Namık Kemal, Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Ziya Gökalp’ten sonra izini sürdüğüm kuşak olan Atsız, Nurettin Topçu, Arif Nihat Asya ve Necip Fazıl da ikinci dörtlü olarak fikrî savunmamda hepsi yüksek karakter abidesi tunç yürükli Türklerdi.
Ardından Erol Güngör, Arvasi, Cemil Meriç ve Galip Erdem gelir.
Social Widgets powered by AB-WebLog.com.