Türk Milliyetçilerinin Hafızasını Güncellemek Gerek !..
- Yol da Belli, Durakları da; Yolcuları, Yolbaşçıları da… -
Hayati BİCE
Güncel gelişmelerin yol açtığı bir sonuç olarak Türk milliyetçilerinin yer yer umutsuzluk girdabına kapıldığı bir dönemde, ülkücülere umutsuzluğu yasaklayan “Ülkücüye Umutsuzluk Yok: Mazimiz Geleceğimizdir !..” başlıklı yazımı [1] bana yazdıran etken olan Türkiye Milliyetçiler Birliği’nin
Ülkücülük Algısının Beslendiği Etkenler Üzerine Düşünceler
Ülkü ocakları Türkiye’nin en köklü sivil toplum örgütlerinden biridir. Aynı zamanda üye sayısı bakımından da küçümsenemeyecek bir orana sahiptir. Ülkücü düşüncenin toplumsallaşmasında ve etkin bir hale gelmesinde her dönem belirleyici bir işleve sahip olmuştur. 1970′li yıllarda Ocağın belirgin özelliği güçlü bir dayanışma merkezi haline gelmesi ve ülkücülerin eğitimlerinin sağlandığı bir mektep olmasıdır. Seveni kadar sevmeyeni de vardır.
Kendini bilmek, kimliğinin farkında olmaktır.
Düşünen ve varlığının şuurunda olan canlı türüyüz. Bu yönüyle insanlık en geniş ortak paydamız. Fakat sadece bu sıfat, kendimizi, kimliğimizi ifade etmeye yeter mi?
Yetmiyor!…
Çünkü Allah insanları kavim kavim yaratmış. Yani bir milletimiz, milliyetimiz var. Nasıl ki bitkiler âleminde binbir türlü çiçek, ağaç, ot var ise; insanlık da milletlere ayrılmış. Değişik dillerde, değişik milliyetlerde oluşumuz ise, insanlık için de bir zenginlik kaynağı… Atalarımız; “Bir çiçekle bahar gelmez” demişler.
İnsanoğlu, toplumsal hayata geçişinden önce ilkel bir hayat sürüyor ve yaşayabilmek için bir başkasının varlığına son verebilecek kadar hayvanileşebiliyordu. Toplumlarda huzur ve sükûnun sağlanması, insanın insanla ve insanın toplumla ilişkilerinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için bir takım kurallar kabul edildi. İşbirliği ve iş bölümü ile de toplumun ihtiyaçları organize edilerek birlikte yaşama, sistemli hale geldi.
İş bölümünde yaşanan bir takım zaaflar nedeniyle de, doğal olarak toplumların huzurunun bozulduğu dönemler yaşandı ve bugün de yaşanmaktadır. Toplumların organize gücünü ve yüzünü ifade eden sivil toplum yapılanmasının sağlıklı gerçekleştirilebilmesi, toplumun sorunlarının çözümünde ciddi katkılar sağlayabilmektedir. Toplumun sivil yüzünü ifade eden kuruluşların bizleri en çok
Elimizden geldiğince birbirimizle diyalog halinde olma kaygısıyla gönüldaşlarımızın sanal alemde ki konuşmalarını, yazışmalarını takip etmekteyiz. Ülkücü hareketin hem hasbihali, meşvereti artıyor diye sevinip hem de çok yanlış gördüğümüz bir takım hususlara üzülüyoruz. Anlaşılıyor ki internet hem fayda hem zararı içinde “gerçekten” barındırıyor.
Evet, internet kullanımının artışı biz ülkücülere oldukça yaradı. Yurdun her yanından gönüldaşlarımızı tanımaya, fikir alışverişinde bulunmaya başladık. Ülke gündemini daha fazla insanımızla konuşmaya başladık. Öğrenmeye başladık, izlemeye başladık. Takip etmeye bile başladık.
Amaaa…..
Seçimden sonra her yer toz duman olmuş bizde. Herkeste değişim, herkeste taze kan söylemleri. Tabiki bu söylemlerin kendi içinde haklı ve tutarlı yanları vardır. Çünkü haklı veya haksız eleştiri bir yanlıştan doğar. Bu yüzden her eleştiri kaale alınmasada dinlenmelidir diye düşünüyoruz. Hele ki şöyle bir ortamda.
Ülkücü harekeketin bu ideolojik eleştiri sürecinde bazısı doğrudan genel başkanı istemez, bazısı yeni divan der. Biz bu tartışmalara şimdilik girmeyeceğiz ama kendi şahsımızda heybemiz doludur. Bizim işaret edeceğimiz yer farklıdır. Ülkücü ocakları niye boş bırakıyor?
Türk Milleti, dolayısıyla da Türk Milliyetçileri, her bakımdan zor bir dönemden geçiyor. Anladığım kadarıyla bu tespite kimsenin bir itirazı yok. Öyleyse lafı hiç uzatmadan önümüzde duran bir meseleye ve naçizane bu mesele karşısında nasıl davranmamız gerektiğine dair görüşlerimin bir kısmını arz etmek istiyorum.
Değişen Ülkücüler
3 Mayıs Türkçüler Günü’nde düzenlenen iki etkinlik dikkat çekiciydi. Biri ülkücülerin yürüyüşü, biri de MHP Ankara İl Başkanlığı’nın Ankara milletvekili adaylarını tanıttığı toplantı. İki etkinlik de MHP’nin baraj altında kalmasını tasarlayanlara TV’lerde sık sık bu öngörüyü tekrarlayan papağanlara birer tokat gibi cevaplardı.
3 Mayıs 1944’te tabutluk diye anılan daracık odalara konulan Türk milliyetçileri, duruşmalar sonunda berat ediyor, milliyetçiliğin zaferiyle hapishanelerden çıkıyordu. İşte ülkücü gençlerin bu yürüyüşü hem o olayın yıldönümünü idrak etmek,
Social Widgets powered by AB-WebLog.com.