Türk Milliyetçilerinin Hafızasını Güncellemek Gerek !..
- Yol da Belli, Durakları da; Yolcuları, Yolbaşçıları da… -
Hayati BİCE
Güncel gelişmelerin yol açtığı bir sonuç olarak Türk milliyetçilerinin yer yer umutsuzluk girdabına kapıldığı bir dönemde, ülkücülere umutsuzluğu yasaklayan “Ülkücüye Umutsuzluk Yok: Mazimiz Geleceğimizdir !..” başlıklı yazımı [1] bana yazdıran etken olan Türkiye Milliyetçiler Birliği’nin

“Çoğumuz ülkücülük imtihanını kazanamamış, sınıfta kalmışızdır;
kaydımız silinmiştir! Pek azımızın adaylığı hâlâ devam ediyor.
Dikkat etmelisin: Adaylık kelimesini kullandım.
Çünkü hiçbirimiz, bütün gayretlerimize rağmen, tam bir ülkücü olamamışızdır.
Daha bir kısmımız yarı yolda tükeneceğiz.
Gerçek ülkücülüğe ne kadar yaklaşabildiğimizin
hesabı son nefeslerimizi verdikten sonra çıkarılacaktır.”
Galip Erdem
Cumhuriyetle demokrasiyi uyuşturmak millici siyasetin ön şartı…
“Demokrasi” deyip insanları aldatmak, uygulamada teokrasiye özenmek, belki karanlık amaçları için demokrasiyi “binilen tren” olarak görenler bir süre yol daha alabilir; fakat millet, karanlık niyetleri anladıkça, kendini basamak yapanları gördükçe onlara haddini “seçim” yaparak bildirecektir…
Milletin sırtından “sülük” misali geçinip demokrasi aracını kullanarak hedefe ilerlemek büyük bir aymazlık…
Bunu da takiye yaparak başarmak…
Sonuç da siyaset cambazları ve kalpazanları için büyük marifet…
Her şeyin var gözüküp aslında hiçbir şeyin var olmadığı, imkân içinde imkânsızlığın yaşandığı dillendiriliyor. Madem, “Türk milliyetçiliğinin güncel sorunlarından” bahsediliyor, o halde öz eleştiri kaçınılmazlaşıyor.
Fakat bir öz’e sahipsek! Kusurunu, zaafını, yetersizliğini, beceriksizliğini “ötekine” havale etmenin dayanılmaz hafifliğini yaşayanlar üzerine alınmasın sakın… İtibar kuvvetlendirmesi açısından reklâmın iyisi kötüsü olmazmış. Nasıl olsa “İmralı” var, nasıl olsa “Okyanus Ötesi” oracıkta! Hâl böyle iken, neyin tecelli edeceğini zannediyorsun; düşünülenleri dahi düşünemeyen düşüncesizlikten nüksedecek bir öz eleştiri mi? Her şeye rağmen, “ümit en son terk olunan şeydir” diyenlerin şahidiyim; ısrarla…
“Ölüler o kadar yaşlı ve
Yaşayanlar o kadar pratik ki.”
Charles Bukowski
‘Şarap Lekeli Defterden Bölümler’
Girizgâh: Bu kısa notlar, kıymetli fikir adamlarımızdan, ‘Ülkücü-Sosyolog’ İkbal Vurucu’nun, ‘Metafiziği Tükenen Milliyetçi Düşüncenin İmkânları’ başlıklı yazısındaki, mühim bir tespit üzere kaleme alınmıştır. Söz konusu tespit şudur:
“ Dünyada zaman nereye doğru ilerlerse ilerlesin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için takvimler, yüzyılın en önemli genel seçimlerine 33 gün kaldığını gösteriyor. Savaş çoktan başladı ve sipahinin eğeriyle, tımarın zeametiyle, humbaracının kasketiyle uğraşacak zamanı çoktan geride bıraktık. “Hazerde” bu işlere yeniden bakarız. Şimdi “sefer” zamanıdır. „
Dünyada Milliyetçilik adına entelektüeller ne söylerse söylesin, Tarih, Sosyoloji, Felsefe ve Mantık, bizde Türk toplumsal yapısına göre konuşmayı emrediyor.
Rahmetli H.Nihal Atsız Hocamız, Orhun Dergisinin Mart 1944, 15.sayısında, Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na hitaben “Açık Mektubu” ile komünizme savaş açar. Orhun’un Nisan sayısında, Giritli Ahmet Cevat Emre, Pertev Naili Boratav Sabahattin Ali ve Sadrettin Celal Antal’ın Marksist çalışmalarını anlatır ve göz yumduğu için de Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i istifaya davet eder. Atsız Atamın açtığı bayrak, tüm yurtta güçlü bir rüzgar olmuş, komünizme karşı mitingler düzenlenmiştir.
Social Widgets powered by AB-WebLog.com.