Uykularım bölünüyor…
Günden güne ufkumuzun sınırları daralıyor, göğsümüz sıkışıyor…
—
Ruhumuzu doyurmuyor “batılı” kelamlar…
Gönlümüz hazzetmiyor “polemiklerden”…
Çileye hasret kaldık…
“Dengeler adına mı” bu sessizliğimiz?
Bu şiir, sevdasını değil yüreğine; tarihe dâhi sığdıramayanlara yazılmıştır;
-I-
At sürerim bin yıldır, Tuna Nehri boyunda
Diz vururum beğlerin, kağanların toyunda
Ölümsüzlük gibidir benim sırrıma ermek
Görünürüm her şafak, Selenge’nin suyunda;
Benim adım aşk!
Bir ses dalgalandı, sabahın derinliklerine;
-Tevekkel-tû teâlallah-
Ol emriyle olduran
Tanrı tektir, tanrım tek…
Dokuz nefsi solduran
Tanrı tektir, tanrım tek…
Dört duvar masa kağıt
Tutuştu alev alev…
Dert ardı çakan ağıt
Tutuştu alev alev…
Mizanda pekçe sözü
Zamana küstü yüzü
Gün körü gece közü
Tutuştu alev alev…
Anne rahmine düşen çocuk için beden kendini yeniden kurgular. Aşığın gözleri de gözün, gönlün rahminde “onun” için kurgular kendini. Mecnun normların üstündedir, çünkü normlar onu normalliğe gark edecek şeylerdir. Bu nedenle, aslında lakabı olan “Mecnun” adı olmuştur. Yani “cinli,” cinlerin dadandığı adam. Herkesin itibar ettiğine itibar etmediği için, herkesin gözüyle Leyla’yı görmediği için, Leyla’yı Mecnunî tarzda gördüğü için. Yani deli olduğu için…
14 Şubat Dünya’da sevgililer günü olarak kutlanmakta…
İster, kapitalizmin piyasayı, suni talep oluşturarak alış verişi canlandırması deyin,isterse başka bir şey…!
Çevremde bu günün etkisinde kalan, sevdiğine, sevildiğini hissettirmek isteyen her kesimden çok kişiye rastlıyorum.
Ülkücü olmamız hasebiyle, sevda bizim ilgi sahamızdadır.
Son zamanlarda ülkücü tanımı terminolojisine bir katkıda ben sunayım.
‘’Ülkücü; yüreğinde sevda taşıyandır…!’’
‘’Bozkurt’ça seven,Asena’ca sevilendir…!’’
Yıldırım oldu düştü; ehl-î sâlib bahtına,
Kan bürümüş gözlerin yüreğine gâm içre.
Savurup tekmesini, kör tâlihin tahtına
Cephelere yaslandı, mavzer tetik nâm içre.
Bir ağız yine başla Rûm üstüne savlet Türk,
Müstemleke göğsünde devlet kuran devlet Türk!
Vatan, bir avuç kara, bir kaç damla da deniz
Zannedip soluklanmak, er kişide hüner mi?
“Devleti kuran benim, yaşatacak sizsiniz…’
Aziz Ülküdaşlarım, muhterem gençler!
Bu yazımda, sizlere, Ülkücü şehitlerle alakalı hatıralarımdan bir demet sunmak istiyorum. Bunlardan bazılarını, geçmişte bazı yayın organlarında (Yeni Düşünce, Milliyetçi Çizgi ve Ortadoğu) değerli dava dostlarıma takdim etmiştim. Okuma imkânı bulamayanlar, okuyup da unutanlar için bir defa daha paylaşmak istedim. Ümit ederim makbule geçer… Düşünerek, üzülüp kederlenerek ve aynı zamanda da övünerek mütalaa edeceğinizi biliyorum… Bunlar ise, çok güzel, önemli ve değerli duygulardır. Düşünmek… Beyin çalıştırmak… ve ona üretim yaptırmak… Üzülmek… Ruha hayat hakkı tanımak… Ve dolayısıyla insan olduğumuzu unutmamak… Övünmek…maziden güç alıp, istikbale daha emin adımlarla yürümek….
12 Aralık’ıdır 1928 yılının. Bir ses duyulur, bir çığlık; geçmişten bugüne ve hatta geleceğe doğru bir haykırış. Kale kapılarını zorlayan bir ordu misali bir hareketlenme ve heyecan vardır beyaz örtünün derinlerinde. Adına yakışan azmiyle en büyük engelini de aşmıştı artık; delerek Kırgız bozkırının kar tabakasını, gülücükler savuruyordu bulutlar arkasından el sallayan güneşe. Böylece bir çiçek daha hayat bulmuştu bu altın topraklarda; bembeyaz karları, hatta ve hatta güzelliğiyle Orta Asya’yı kendine âşık etmiş Dokuz Oğuzlar’ın biriciği Ay Hanım’ı kıskandıracak bir güzellikle doğmuştu. Bir “kardelen” açmıştı bugün bozkırda.

Külgen başkalardır yığlagan menmen
Oynagan başkalar inglegen menmen
(Gülen başkalardır, ağlayan benim;oyna
yan başkalar, inleyen benim.Taşkent,1921)
Social Widgets powered by AB-WebLog.com.