Bizim ülkücü camianın duygusallığını bilmeyen yoktur. Öfkeyi duygusal yaşarız, acıyı duygusal, coşkuyu duygusal. Aşırı duygu yoğunluğu genetiklerimize kadar işledi desek mübalağa etmiş olmayız yanılmıyosam. En yaygın sloganımızdan, en kapsamlı akademisyenlerimizin makalelerine kadar sinmedi yer yok bu duygusal yoğunluğun.
Fikirler akıl ve duygu ortak hareket eden yapılardır. İkisi birbirinin tamamlayıcısıdır. Bazen yarı yarıya, bazen isse biri diğerine göre daha fazladır oran bakımından. Ancak her ne şekilde olursa olsun azami oran bellidir ve aşılması halinde fikirsel bir duraksama, gerileme baş gösterebilir.
Ey imam, namaza başlarken Allâhu ekber demenin mânâsı şudur: “Allâh’ım, biz senin huzûrunda kurban olduk.” Kurban keserken Allâhuekber dersin işte, öldürülmeye layık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir. O esnada beden İsmail, can da Halîl İbrahim gibidir. Can, bu semiz bedenin hevâ ve hevesini kesmek için tekbîr getirince Beden şehvetlerden, hırslardan kurtulur, namazda “Bismillahirrahmânirrahîm” demekle kurban olur gider. Namaz kılanlar, kıyâmette olduğu gibi, Allâh’ın huzûrunda saflar halinde dururlar, sorguya, hesap vermeye, yalvarmaya koyulurlar.
Türk Milliyetçilerinin Hafızasını Güncellemek Gerek !..
- Yol da Belli, Durakları da; Yolcuları, Yolbaşçıları da… -
Hayati BİCE
Güncel gelişmelerin yol açtığı bir sonuç olarak Türk milliyetçilerinin yer yer umutsuzluk girdabına kapıldığı bir dönemde, ülkücülere umutsuzluğu yasaklayan “Ülkücüye Umutsuzluk Yok: Mazimiz Geleceğimizdir !..” başlıklı yazımı [1] bana yazdıran etken olan Türkiye Milliyetçiler Birliği’nin
“…Sanatın bir yeniden-üretim olmasında, ideolojinin hem olumlu hem de olumsuz belirlenimleri olacaktır. Benim vurgulamak istediğim, sanatsal üretimin, salt ideolojinin belirlenimlerine indirgenemeyeceği.” [1]
Hilmi Yavuz
Ortaçağ’ın karanlık gecesinde muhteşem ve münzevî bir yıldız;
ne öncüsü var, ne devamcısı.
Mukaddime, çağları aydınlatan bir fecir,
girdapları, mağaraları, zirveleriyle.
Cemil MERİÇ
Titriyor içim. Yani benim titreyen… Duraksamış, yutkunarak, acizce ve heyecanla… Kapıyı görüyorum, oturuyorum karşısında. Kapı güzel, kapı heybetli… Ama sade… Tertemiz birde, kir tutmuyor yani. Ben ise başımı balçığa doğru batmış paçalarıma çeviriyorum pişman ve utanarak.
Kendi böyleyse diyorum kapı hakkında, açıldığı yer ne kadar güzeldir acaba? Nasıldır orası? Hiç mi kötü yanı olmaz? Herkes tek mi görünür? Yoksa çok görme mi unutulur herkesi? Ve içim bir daha titrer bunları sorunca, yani ben.
Bazen sırtım dönerim kendim sandığıma gitmek için kapıya. Birkaç adım atarım. Kapıyı izlemekten daha güzel imiş dediğim bile olur. Ama kapının büyüsü yine kaplar içimi, dönerim gerisin geriye. Aralıklarından tanıdık yüzler, anlaşılmayı, daha doğru bilinmeyi bekleyen sesler gelir.
Ülkücülük Algısının Beslendiği Etkenler Üzerine Düşünceler
Ülkü ocakları Türkiye’nin en köklü sivil toplum örgütlerinden biridir. Aynı zamanda üye sayısı bakımından da küçümsenemeyecek bir orana sahiptir. Ülkücü düşüncenin toplumsallaşmasında ve etkin bir hale gelmesinde her dönem belirleyici bir işleve sahip olmuştur. 1970′li yıllarda Ocağın belirgin özelliği güçlü bir dayanışma merkezi haline gelmesi ve ülkücülerin eğitimlerinin sağlandığı bir mektep olmasıdır. Seveni kadar sevmeyeni de vardır.
Her iki dâvâ da aslında eş zamanlı sayılabilir, yaklaşık beş yıllık bir süreçten bahsediyoruz.
Dâvâlardan ikisi de sansasyonel.
Birincisi, ülkenin gündemini yıllardır tepetaklak eden bir dâvâ. Dalga dalda büyüyen ve Genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ’un da “terör örgütü üyesi” olmak suçuyla tutuklandığı bir dâvâ: Ergenekon Dâvâsı.
Modern insanın mutsuzluğu üzerine yazılıp çiziliyor heryerde. Çağın hastalığı olarak stres gösteriliyor, bunalımın diğer fiziki hastalıklara da sebep olduğu söyleniyor. Çağ insanının geleceğinden ziyade şimdisi daha çok tartışılıyor. Yazılıyor, düşünülüyor, çiziliyor. Farklı farklı sonuçlar, farklı farklı önerilerden ortaya çıkıyor. Kimisi spor diyor, kimi yoga diyor, kimi daha fazla sosyal aktivite diyor. Peki nedir bu modern insanın derdi bu kadar?
İnsanlık tarihi boyunca her dönemin, her zaman diliminin sıkıntıları farklı baş göstermiştir. İlkler için medeniyet kurma, onlardan sonrası için medeniyeti genişletme, daha sonrakler için yerler zaptetme, onlardan sonrakiler için kırımlar ve sömürme ve en son günümüz insanımız… Arka arkaya sogulamalar, düşünmeler, örneklemeler ve sonrasında ispatlama çalışmaları. Bu ispat gayreti haliyle somutlaşmaya itti. Somutun sürekli örnek ve kaynak olarak gösterilmesi; ayrıca dogmayla
Social Widgets powered by AB-WebLog.com.